İçimizdeki Devlet

İÇİMİZDEKİ DEVLET
‘Kuğulu Duvarı’ Ankara’nın ölü doğası bakımından ele alınınca kentin özlediği bir tartışma alanı oluşturdu diye düşünülebilir. Ancak Gezi Dinenişi ardından kentine fiilen sahip çıkanların sayısının artması yani bir anlamda kent bilincinin yükselmesiyle beraber dikkat çeken bir diğer şey daha oldu: Kent tekeli. Kuğulu Duvarı bu anlamda belki de tam olarak turnusol kağıdı işlevi gördü. Tartışmanın tarihini uzun uzun anlatıp akademik gevezelik etmeden, bir cümle ile hatırlamak gerekirse bu tartışma Asi Keçi etkinliği kapsamında Avareler’in duvarı ‘ıslah etmesi’ ile başladı. Avareler ve bu etkinlik kapsamında onlara hamilik eden Asi Keçi, Gezi Direnişi günlerinde yolu Kuğulu Park’tan geçen herkesin küçük, büyük, politik, romantik, toplumsal ve bireysel her türden bir hatıra bıraktığı bu duvarı, etkinlikleri kapsamında kendilerine yeni iş alanı olarak seçtiler. Fakat Avareler’in duvarı ‘kendilerine alması’ Asi Keçi dışında neredeyse tüm kenti şaşırttı, zira Avareler bu tarihe kadar ölü kentimizin sayılı iyi şeylerinden bir tanesiydi. Halihazırda şaşkınlık verici olan durum Avareler’in bu işi savunma biçimi ile aslında üzücü olmaktan çıkıp biçimsiz bir hal almaya başladı. Avareler’in açıklaması ve buna gelen tepkiler kendi Facebook sayfalarından görülebilir.

Benim maksadım ise bu noktaya kadar belki yapılan işi gerçekten sahiplenmekten kaynaklı ihtilaf ya da bir yanlış yapıldığına ikna olunduğu için yapılan manevraların yetersizliğinden kaynaklı hassas duruma rağmen duvarın tamamen kapatılmasına ve buna verilen tepkilere dair yapılan bir değerlendirmeye dikkat çekmek. Avareler’in ‘biz yapmasak başkası yapacaktı, istihbarat aldık’ şeklindeki üst akıl tutumu buraya kadar zaten rahatsız edici ama peki Alper Fidaner’in duvarın yeni haline verilen tepkilere yine Solfasol’ün Haziran sayısında yayımlanan yazısında tutunduğu ‘iktidar’ tavrı neyin nesi? Kentin öylesine bir duvarındaki bir hatıranın üstünü kapatanlara, Gezi anılarının silinmesi karşısında tepki verenler kimin hangi cürretiyle ‘saldırgan’ ilan ediliyor? Anıların zamana mukavemet çapını kim, nasıl tayin ediyor? Kim bir diğerini ‘bir kaç kişilik bir grubun kişisel hırs ve nefretinin kurbanı’ olarak ilan edebiliyor? Size de tanıdık gelmiyor mu bu tutum?

Fidaner’in üç kutucuk içinde yer verdiği yazısında son 13 yıldan tanıdığımız bir çok itham bulunuyor: ‘bir kaç kişilik bir grubun kişisel nefreti’ (marjinal gruplar), ‘küçük ama etkili sosyal medya çalışması, linç hareketi’ (dış mihraklar-lobiler),  ‘iyi niyetlerinden kuşku duymadığımız arkadaşlarımızı da kendine katarak’ (gezi’nin ilk üç günü haklıydı, barışçıl/barışçıl olmayan gösteri), ‘saldırıya uğradı, tahrip edildi’ (ayakkabılarıyla girdiler, üstüne işediler), ‘ezberlenmiş bir kaç kırık slogan’ (bindirilmiş kıtalar/tencere tava, hep aynı hava)… Fidaner’in yaptıkları işin mutlak iyi ya da doğru olması durumunda dahi sadece aldıkları tepkinin bile bir şey ifade ettiğini kabul etmesi bir yana, bir neden-sonuç saptırması (son 13 yıldan tanıdığımız bir şey daha) ve tam bir iktidar ağzı ile insanları ayrıştırıp, suçlular, failler ve onlara alet olmuş zavallı kurbanları tarif ettiği yazısı son olarak ‘büyük mağduriyet’ ve Avareler’in savunmasını da aşan bir ‘üst akıl kıssası’ ile bitiyor. Duvarın ‘doğal süreç içerisinde zaten bozulacağını öngördüklerini’ aktaran ‘kent bilirkişisi’, ‘kent tekeli’ yazısı bu defa da, tepkilere konu olan duvar resminin üstünü ‘duvar babanızın malı mıydı ki üstünü kapattınız?’ diyerek yeniden boyayanların yaptıklarına başka bir neden sonuç saptırması ile yaklaşıp, ‘kuşların, kalemlerin üstüne çarpı atmak, insan figürlerinin gözlerini oymaya çalışmak’ şeklinde romantize ediyor. Kendilerinin üstünü boyadıkları kuşlar ve isimler yokmuş ve bir gün insanlar sabah yataklarından kalkıp ‘gidip şu Asi Keçi’nin resmine saldıralım’ demiş gibi. Üstelik yazıya göre ‘bunları yapanlar ne yaptıklarını bilmiyor olabilirler’ ve fakat ‘aralarında aklıselim sahibi birileri olmalı’… Avareler’in bir duvar yazısı ‘bütün gökdelenler sahiplerine girsin’ diyordu. Ancak ‘bunların doğal süreç içerisinde bozulacağını öngöremedik’. Bu nedenle bu yazının ‘bütün üst akıl sahiplerine girsin’ olarak yeniden yazılmasına ihtiyaç var. Ve elbette şayet bu Avareler ve Fidaner’in kabul edeceklerini beyan ettikleri türden bir eleştiri olarak değerlendirilirse. Zira bunu da tasnif ettiler.

Son olarak Fidaner’in imzası için seçilen fotoğraf eski duvarın merkezinde yer alan Barış işareti önünde çekilmiş bir kare, bu da tanıdık olduğumuz devlet iktidarı lügatında ‘duvarı sizden öğrenecek değiliz’e tekabül edecektir.

Hangi anının kaç zamada silinip silinmeyeceği, hangi anıya ne zaman ‘yeniden kişilik kazandırılması gerektiğine’ dair fikirleriniz olabilir. Bunları savunmanız da pekala mümkün. Ancak bunu o çok sıkıldığımız iktidarın ağzı ve polisinin tavrı ile yaptığınızda bu kentin ve kent hareketinin nelerden menkul olmadığını göreceksiniz.

Kuğulu Duvarı’nda bugün itibarıyla (6 Eylül) durup duran şu yazı ise tüm üst akıl ve devletçi reflekslere tokat niteliğinde: ‘Size insanlığı öğreteceğiz’

 

Eylül 2015 tarihli yazı Solfasol Kasım 2015 sayısında yayımlanmıştır.

img_7282

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s