Mehmet Ali Kılıçbay

AKP’yi iktisat yıkacak
Yaklaşan seçimler, çözüm süreci, sokaklarda yükselen nabız ve karşısında sitematik bir hal alan devet şiddeti ve211682_detay yaşanan cinayetler toplumun her düzeyinde bir buhranı büyütürken ekonomik göstergeler de AKP’nin iddia ettiği gibi bir iyileşmeden çok, ötelenen krizin kapıda olduğuna işaret ediyor. Özellikle seçim öncesi AKP içinde ekonomi politikalarından sorumlu isimlerin Erdoğan’ın hedefine girmesi de bunu doğrular nitelikte.  Özgün eserlerinin yanı sıra başta Fransız düşünür Foucault olmak üzere Fransızcadan çok sayıda çevirisi olan emekli iktisatçı akademisyen Mehmet Ali Kılıçbay da durumu bir cümleyle şöyle özetliyor: “Bu işler öyle höt-zöt ile olmaz. İktisat siyaseti dinlemez, AKP’yi iktisat yıkacak. AKP seçimleri kazansa bile böyle devam edemez”

Kılıçbay ile Charlie Hebdo saldırısından Syriza’ya, İslamiyetin geldiği noktadan siyasal söylemin körüklediği toplumsal şiddete, Kürt siyasetinden toplumsal cehalete kadar bir çok konuyu içeren kapsamlı söyleşiye AKP’nin  iktisadi bir analizi ile başladık.

“Cumhurbaşkanı en büyük derdini halledemeyecek”
AKP içinde sorunlar var diyoruz ama bu sorunlardan umut mu duymalıyız?

AKP toplama bir parti. Toplama bilgisayarlar, arabalar gibi. Çok çeşitli menfaatler burada temsil ediliyor. Bu menfaatlerin sürebilirliği önemli. Bir defa önemli bir miktarda inşaatçı var. Burası yumuşak karnı AKP’nin. Zaten faiz kavgaları da buradan çıkıyor. İkide bir Cumhurbaşkanının “faizi indirin, vatan hainisiniz, başka yerden mi emir alıyorsunuz” demesinin sebebi, faizlerin indirilmemesinden. Faizlerin indirilmesi sonucu birikmiş ve giderek artan yeni konut stoğunun bir şekilde eritilmesi lazım.  Çünkü Türkiye artık sadece konut sektörüne, emlak sektörüne yatırım yapabiliyor. Bunun dışında başka bir  yere yatırım yaptığı yok. Her taraf binalarla doldu. Çirkinleşmeyi tartışacak  noktada değiliz oralara gelemiyoruz bile ama müthiş bir stok birikmiş vaziyette. Arz talebin çok üstünde. Bunun bir şekilde eritilmesi lazım ve Cumhurbaşkanının en büyük dertlerinden bir tanesi bu. Eğer bu derdini halledemezse, ki halledemeyecek çünkü faizi düşürürseniz, yani iktisat siyaseti dinlemez, bu sefer dövizi tutamazsınız, dövizi tutamadığınız zaman ithalat pahalılaşır, ihracatınız ihtalatınıza bağımlıdır, o kadar birleşik kamplardır ki bunlar birbirlerine, o kadar bağlıdır ki höt-zöt ile olacak işler değildir. Bu sefer hem ithalatınız pahalılaşacak hem ihracat yapamaz hale geleceksiniz. Dış ticaret hacminiz müthiş düşüşler gösterecek, nitekim %10  gösterdi. Fazilerin indirilmesi durumunda bunlar olur, hatta faizilerin artmaması durumunda dahi… Bu durumu engellemek için faizleri artırmanız gerek. Böylesine sarmal bir sürecin içine girilecek, dövizi tutmak mümkün olmayacak. Türkiye’den sermaye kaçışı meydana gelecek, bundan sonrası kaos. Ondan sonra da büyük krizler söz konusu olabilir.

AKP’nin yumuşak karnı
AKP’nin yumuşak karnı kendini destekleyen, kendi oluşturduğu müteahhitler grubunu ayakta tutabilmek için yaptığı şey aslında kendine bıçak sokması. İkincisi, onu destekleyen her türlü insana artık verebileceği şey kalmadı. Artık çatışmadan, mağduriyetten beslenen söylemin iyice sonuna gelindi. Başörtüsü bitti, Kabataş’ta eldivenli üstü çıplaklar bitti. Artık yeni çatışmacı bir şey yok. Kürtlerle anlaşmak zorunda, bu iş yürümüyor ya da Kürtlerin bir takım şeylerine tahammül etmek zorunda. Bir takım tavizler vermek zorunda, o da bitti. AKP’nin sunabileceği yeni kavga unsurlarının, yani “gelin benim şemsiyemin altında birleşin yoksa başımıza işler gelir” söylemini sürdürebileceği olanaklarının sınırına gelindi. Sümeyye’ye suikast de oradan türüyor. Bir sürü başka şeyler çıkacak ama ufalıyor. Bu seçimlerde AKP kazanırsa dahi çok fazla kendi bütünlüğünü sürdürme olanağı yok çünkü dağıtabileceği şey azalıyor. Bu emlak sektörünün içine girdiği krizi aşması kesinlikle mümkün olmayacak. Bedava dağıtması lazım. Bedava dağıttık diyelim. İktisatta hiç bir şey yoktan var olmaz. Bunun bir karşılığının olması lazım. Bunu da bir şekilde birilerine ödetecek. Kime ödetecek? Ya kendinden olmayan sermayeye, ya da kendinden olmayan insanlara vergi yüküyle ödetecek bunu. Tamam da insanların o zaman da üretim kapasiteleri azalacak, satın alma kapasitesi düşecek. Yani Türkiye ekonomisi içine daralmaya başlayacak. Bunu  engelleyemezsiniz. Böyle yaparsanız Türkiye ekonomisinin çekirdeğine doğru geri çekilmesini engelleyemezsiniz. İnsanlar fakirleşmeye başladıkları, satın alma güçleri düşmeye başladığı zaman bir “Ne oluyoruz?” diye silkinirler. Başka bir şeyden silkinmiyorlar da…

Mevcut duruma bakınca. İyi bir yerden mi düşüyoruz diyeceğiz yoksa gerçeğin farkına mı varılacak?
İyi veya kötü değil. Mevcut durumdan düşeceğiz diyorum. Durumu A kabul edersek, A’dan eksilere geçeceğiz. Mevcut durum şu, adam başına şu kadar para düşüyor da o parayla da şunu şunu yapıyoruz.  Bu durumdan kötüleşme söz konusu olacak. O zaman da insanlar çok ciddi rahatsız olacaklar ve bu artacak. Mesela çocuğunu özel okulda okutamayacaklar, benzin fiyatı artacak arabayı eskisi gibi kullanamayacak, arabasını değiştirirken dertlenecek, eşya alırken, ithal malı peynir alırken dertlenecek. Bunların karşısında da başka söylemler çıkacak. “İçki içmeyin efendim” ondan sonra “Lokantada yemeyin efendim” ama önemli bir üçüncü sektör oluşmuş vaziyette. Lokantalar kıyamet gibi, herkes artık dışarıda yiyor. Onlar azalınca, esnaf bu sefer para harcayamayınca öbürü de para harcayamacak. Birileri kendi içine doğru çekilmenin bütün gerekenlerini yapıyor.

“Bizimkiler iktisadın farkında değiller”
“İktisat siyaseti dinlemez” sözünüz. Gezi, Cemaat, Kürtler, Sendikalar, Aleviler.. Hepsinin AKP ile mücadelesi ayrı. Bu durumda iktisat hepsinin üzerinde, AKP’yi yıkacaksa iktisat mı yıkacak?

Ben öyle düşünüyorum. Kehanette bulunmayayım ama iktisadın son derece belirleyici olduğunu biliyorum.  Bizim gibi siyasal bilinci son derece düşük toplumlarda özellikle, ayrıca şunu da söyleyelim dünyanın bütün toplumlarında siyasi bilinç çok düşüktür. Yüksek siyasi bilinçler olduğunu hiç zannetmiyorum ne Amerika’da ne Fransa’da ne de İngiltere’de. Hepsinde siyasi bilinç düşüktür ama bizde daha da düşüktür. Bizde yakıştırılmış kimlikler üzerinden siyaset yapılır.  Fransa’da da düşük ama onlar hiç olmazsa biraz iktisadın farkındadırlar. Bizimkiler ise farkında değiller. Yani devletin kaynaklarının gökten zembille indiğini zannediyorlar. Bunu bizim kendimizin ürettiğimizin farkında değiller.  “Devlet versin” diyor, versin de nereden verecek devlet? Bu korelasyonu, bu denklemi kuramadıkları için verilmediği zaman da “Devlet vermiyor” biçiminde bir bilinçlenme oluyor. Bu bir (sahte) pseudo-bilinçlenme ama sonuç olarak bir bilinç. “Ya ben bu adama oy veriyorum niye vermiyor?” oluyor bu sefer. O zaman belki bu halka karşı sertleşme artacaktır. İktisaden gerilemenin getireceği halk tepkileri karşı polisin fena halde sert olacağı dönemlere doğru gidiyoruz.

İç güvenlik paketi de böyle bir öngörüyle mi getiriliyor?
Ben öyle olduğunu tahmin ediyorum. Yani AKP’nin içinde de akıllı adamlar var. Onların akılsız olduklarını düşünmek istemiyorum doğrusu. Bir takım şeyleri öngörebiliyorlar. İktisadın kötüye gittiğini ve bunun sonucunda da çok büyük olmasa bile önce ufak ufak sonra artan oranda rahatsızlıkların dile getirilmesine bir takım önlemler bağlamında ele alındığını düşünüyorum. Yoksa durup dururken ne gereği vardı?

Kobane protestolarına bağlıyorlar?
Hiç alakası yok. Zaten 1980’den beri Güney Doğu’da bir iç savaş sürmekte. Bir Kobani çıktı diye ne alakası olabilir. Hiç bir bağlantı yok. Bu tamamen halkın memnuniyetsizliklerinin ne boyuta varacağını bilemedikleri için. Bunun bir ön tedbir olduğunu düşünüyorum.

Güvenlik Paketi ile artacak polis şiddeti karşısında kitle eylemleri de radikalleşir mi?
Kitlesel gösteri olursa tabiiki polis şiddetine karşılık verilir ama kaç tane Gezi olur Türkiye’de örneğin. Bir tane oldu Gezi. Bundan fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. O bir İnternet gençliği  ayaklanmasıydı aşağı yukarı. Ayaklanma da değil, tepkisiydi. O bir rüzgardı, geçti gibi geliyor bana. Eğer tepki olacaksa başka türlü olacak. Yani Alevilerden tepki gelebilir, Alevi derken de Alevilerin militan kesimini kastediyorum. Kürtlerden bir tepki olabilir, Kürtlere karşı Milliyetçi Türklerden bir tepki gelebilir. Bu cins sporadik, yani Türkiye’nin gelen siyasetine yönelik ve ya AKP’nin siyasetini reddeden hareketler değil de herkesin kendi durduğu yeri, kendi cemaatini, kendi varoluşunu dile getirme veya koruma ya da “Ne oluyoruz?” dediği…

Bu o zaman bir mücadeleden çok var olma savaşına tekabül ediyor?
Var olma savaşı, kimlik savaşı… Türkiye’de siyaset kimlikler üzerinden oluyor ama o kimlikler  de doğru dürüst oturmuş kimlikler değil. Herkes kimliğini doğru dürüst bilmiyor veya da bir takım yakıştırılmış kimlikler söz konusu. Yani hayal kimlikler söz konusu. Mesela “Osmanlı olmak istiyoruz”. İstiyorlar ama hakkında sıfır bilgileri var sıfır.

Öyle böyle değil, fena halde cahiliz
AKP aday adaylarının Osmanlı afişleri, Süleyman Şah türbenin taşınmasıyla gelen gönenç?
Türbenin taşınması aslında bir yenilgi. Niye taşıyorsunuz? Orası bir simge sonuç olarak, simgesel bir şeyi taşımanın mutlaka derin bir sebebi olmalı. Ya IŞİD sizi oradan zıpırtladı ya başka bilmediğimiz bir şey. Her şey kapalı kapıların ardında oluyor çünkü. Sonuç olarak bizim irademizin dışında başka bir iradenin söylediği kabul edilerek yapılmıştır. Ve başka bir iradeyi kabul ediyorsanız, bu yenilgidir. Bunun başka adı olamaz.

“Toprak kaybı” komik
Bu tartışmaya galibiyet-mağlubiyet, başka topraklardaki bir tahakküm, toprak kaybı  söyleminden girmemek daha doğru olmaz mı?

Bu bir tahakküm değil ki ama. O bir simge. Çeşitli yerlerde simgelerimiz olabilir. Her milletin olur. Mesela elçilikler ya da bizim burada kiliseler ve başka yerlerdeki camilerimiz. Bunlar küçük şeyler, ne tahakküm ne emperyalizmdir.  Toprak kaybı açısından bakılmaz. Öyle bir  toprak kaybetme falan değil.  Orası Suriye’nin bize yaptığı bir sempati. Suriye izin veriyor onun orada olmasına. Ne yapıyorsunuz orada, buğday mı yetiştiriyorsunuz? TOKİ gökdelen mi yapıyor ya da?  Burası hiç bir ekonomik değeri olmayan, simgesel değeri olan ve Suriye’nin izniyle olan bir şey. Toprak kaybı diye bir şey yok. Böyle bakılamaz. Bir simgeyi geri çekmek zorunda kaldık bunu yaparken de bizim irademiz dışında bir iradenin emri doğrultusunda davrandık.  Toprak kaybı falan komik şeyler.

“AKP gündem kaydırıyor”
Muhalefet buradan geliştiği için iktidar da “Aynı büyüklükte başka bir toprak aldık” dedi. Ölen askerden ise bahsedilmiyor?
Özünü kaçırmaktır bu işte. Toprak kaybı olmadığı gibi zaten  toprak bizim de değil. Suriye’nin toprağı. Bize izin veriyor o, bizim başkalarına izin verdiğimiz gibi. Bunların en önemli örneği elçilikler. O ülkenin toprağı sayılmakta elçilikler. Karşılıklı anlaşmalardır bunlar, biz oraya ne fethettik ne Suriye mağlup olarak verdi bize. İyi ilişkiler içinde izin verilmiş bir topraktır o. O asker nasıl öldü niçin öldü, bir çatışma mı oldu bilmiyoruz ki bunları. Bunlar ortalığa çıkmıyor. Ama yine de bu operasyonu çok büyütmemek lazım. AKP bana kalırsa gündem kaydırmak derdinde. Neden yapıyor bunu? Çünkü ekonomi hakikaten çok kötüye sarmaya başladı. Ekonominin bir müddet sonra içinden çıkılmaz hale geleceğini şimdiden görmek mümkün. Sonra dış politika çok fenaya sarmaya başladı. AKP’nin içinde sıkıntılar olduğu da görülüyor.

Gündem manipülasyonu dediniz. İktisadi gücün sınırlarındalar ama siyaseten, manipülasyonlar daha da uzun  sürebilir mi?
Sürecek. HDP’nin anahtar parti olması burada ortaya çıkıyor. Eğer HDP hesaplandığı gibi 60-70 vekil alırsa o zaman Anayasayı değiştirme olanağından mahrum kalacak AKP. Ama burada HDP her bakımdan önemli.  HDP eğer kendi Kürt kimliğini öne çıkartıp da milletvekilleriyle AKP ile uzlaşmaya gidip görünmez bir koalisyon kurup ona yüklenen misyona uymazsa, Türkiye’yi daha zor günler bekler. Öbür tarafı da var. HDP, Türkiye partisi olmayı becerebilecek mi derken kast etiğim buydu. Barajı geçip hala bir Kürt partisi olmayı seçerse o zaman yandı gülüm keten helva.

AKP’nin kendi içinde sıkıntıları var ama kendiyle mücadele ediyor olduğu için olabilir mi? Bu sıkıntı bizim işimize yarayacak bir sıkıntı olmayabilir mi yani?
Bu seçim başka bir seçim olacak ama. Türkiye açısından önemli şeyler oluyor. Bir tanesi HDP’nin durumu. HDP Türkiye partisi olmayı başaracak mı başaramayacak mı? Önlerine altın tepsi sunuldu. Türkiye’de bazı insanların Kürt milliyetçisi ya da Kürt olmadıkları ya da Kürt hareketini desteklemedikleri halde HDP’ye oy vereceklerini biliyoruz. Bir ihitmal HDP barajı geçecek. Burada bir takım hesaplar var. AKP’den 60-70 vekil alacak hesapları falan. HDP’yi bir alternatif olarak görme var. Bütün bu bakış açıları sonucunda HDP’ye  bir Türkiye partisi olma olanağı sunuluyor. Türkiye’nin fena halde ihtiyacını duyduğu, bir sol parti olma olanağı sunuluyor. Top burada HDP’de. İnşallah bunun fark ediyorlardır. Bu olanağı kullanabilecekleri mi kullanamayacaklar mı? Kullanırlarsa Türkiye için iyi. Kullanamazlarsa hem Türkiye için kötü hem HDP için, hem de Kürt kimlik hareketi için kötü.

Kürtler için niye kötü olsun?
O durumda tamamen ayrılıkçılık batağına batmak zorunda kalacaklar. Başka bir çıkış bırakmamış olacaklar kendilerine. Tamamen ayrılıkçı bir hareketle çatışmacı bir yola girecekler. Çünkü AKP ile yürüttükleri silah bırakma ve saire bunlar çıkmaz sokak, buradan bir şey çıkmayacak.  Buradan çıkacak yegane  şey HDP’nin barajı geçip Türkiye partisi olma yolunda ama bu arada Kürt hassasiyetini devam ettiren bir Türkiye patisi olma yolunda atacağı adımlara da bağlı. Ben HDP’yi artık anahtar parti olarak görüyorum. Bu da kendine rağmen olmuş bir şey. Yani eşyanın tabiatı. Sular öyle aktı ve HDP bütün Türkiye siyasetinin anahtar partisi haline geldi. Bu anahtar parti olma bilincine varabilecekler mi? Ben onları bilmiyorum çok, temasım yok. Konuşsam ne diyecekler onu da bilmiyorum ama kendilerine rağmen ve üstelik bütün bu hesapları kitapları yapanların da hesaplarına rağmen HDP anahtar parti haline geldi. Doğrusu kader bile oraya bağlandı, kitlendi. Haziran’ı ben de heyecanla bekliyorum.

Algı, barajı geçerse Türkiye partisi olmuştur şeklinde galiba ama siz bunun sonrasını işaret ediyorsunuz.
Tabii ki. Çünkü “Bize ne Türkiye’den biz kendi işimize bakalım” deme ihtimalleri de var. Böyle bir ihtimal var ve göz ardı edilemez. Bu da AKP ile anlaşacakları anlamına gelir. AKP ile de anlaşırlarsa anayasayı da değiştirirler.

Başkanlık değilse de Anayasa değişikliği Kürtler bakımından karşı durulacak bir şey değil, herkesin de beklediği bir şey aslında ama?
Başkanlık sistemi olur, bağımsızlığa giden bir koridora girmişlerdir, onları ilgilendirmez mesela. Böylesine bir bilinmezlerin içine doğru gidiyoruz. Aslında ben HDP’nin de kendi hedeflerini çok doğru dürüst bildiklerini zannetmiyorum. Aslında hiç kimse Türkiye’de ne yapacağını çok iyi bilmeden el yordamıyla bulma sürecindeyiz.

Türkiye’de kıyamet gibi İslamiyet var.
Hep karşımızdakine göre konumlanıyoruz. Bu sokaklarda da böyle. Bu sağlıksız, şizofrenik bir hal değil mi?
Şizofren demeyelim de cahiliz diyelim. Fena halde cahiliz. Öyle böyle değil. Hiç bir şey ama hiç bir şey bilmiyoruz. Savunduğumuz değerlerin altyapısını da, hangi değerler olduğunu ve nereden kaynaklandığını da, bunun neye denk düştüğünü de bilmiyoruz. Sadece takım tutar gibi. Takım tutmamız da aynı şekilde. Kendimize ucuz kimlik edinme. Müslümanlık diyorlar  ama Müslümanlığın nesini biliyor Allah aşkına bu toplum? İslamın temel bir dogması vardır mesela: Allah tektir ve şirk koşulamaz. Çünkü kuranda ne yazıyor: “Ne istersen benden iste”. Gidiyorlar evliyaya çaput bağlıyorlar. Ve son derece de inançlı Müslüman olduğunu zannediyorlar sonra. Halbuki İslamiyet’ten çoktan çıkmış, Allah’a şirk koşmuş çünkü.  Bu kadar cahil olan insanlar, kendileri icat ettikleri ya da onlara sunulmuş olan değerler sistemini esas değerler sistemi zannederek savunuyorlar. Türkiye’de kıyamet gibi İslamiyet var. Bir sürü. Herkesin  kendi İslamiyet’i var. Onun için şizofren bir toplum değil zır cahil bir toplumuz. O yüzden de neyi savunuyoruz ne için savunuyoruz… Mesela Ateistlere karşı Müslümanlar. Niye karşısın? Ateist nedir biliyor musun? Hayır. Sadece “Ateistler kötü” denildi, “Ha iyi tamam”, “Şeyh dedi bilmem kim dedi”.

“Aslında İslamiyet yenildi”
AKP politikalarına, seçmenlerin tavırlarına bakınca o zaman “cehalet güçleniyor” diyebilir miyiz?

Cehalet güçleniyor tabii ki, yaygınlaşıyor. İran İslam Devriminden beri dünyada cihadist hareketin yaygınlaşması söz konusu. Bu örtünme, tesettür aşağı yukarı bütün dünyada tek tipleşmeye gidiyor. Yerel bir takım özellikler var, Kuzey Afrika’da başka türlü örtünülüyor, Afganistan’da burka var, İran’da hicap var öbür tarafta setr var ama aşağı yukarı benzer bir kalıbın içine dökülmeye başlıyor. Bu bir kimliğin bu kadar net bir şekilde dışa vurulma nedeni mevcut sitemlerin reddinden çok yenilginin reddi. Aslında İslamiyet yenildi. Uygarlık olarak değil, siyaset olarak yenildi. Osmanlı son kalesiydi İslamiyet’in. Osmanlı’nın geri çekilmeye başladığı zamandan beri yenildi. Bu yenilgi psikozu bütün İslam aleminin zihinlerine son derece işlemiş bir şey. “Biz de varız” ın dışa vurumu, onlarla teknolojide, ihtisapta, başka alanda rekabet ile olmuyor. Çünkü İslam alemi aynı zamanda dünyanın en az gelişmiş bölgelerinde. Bu yenilginin kompanse edilmesi ya da içselleştirilmesi ya da “Biz yenilmedik aslında” nın dışa vurumu –bunlar bilinç düzeyinde değil ama derinlerde bir yerlerde hissediliyor- bir müddet sonra radikal gruplar tarafından şiddete çevriliyor. İslam aleminin rahatlaması lazım. Rahatlamadıkları sürece bu şiddet devam edecek.

“Portakalın içinden Allah yazısı çıktı”
Bu rahatlamaya bugün siyaseten erişmeye çalışıyorlar. Nasıl olacak bu?

Hem siyaseten hem de entellektüel olarak olması lazım. İslamiyetin entelektüel olarak mesela dış güçleri suçlamaktan vazgeçmesi lazım. Dış güçlerin kabahati yok demiyorum, olmaz olur mu? Emperyalizmin çok büyük kabahati var. Ama İslamiyet ilk önce devamlı bütün suçu başkalarının üstüne atmaktan vazgeçmeli. “Ben nerede yanlış yaptım, acaba bir yanlış yaptım mı, herhalde yapmışımdır, bir bakayım kendime” demeli ve tarihini daha doğru okuması lazım. Yeni tarih kitapları yazmaya başlaması lazım. “Amerika’yı biz keşfettik”, “Portakalın içinden Allah yazısı çıktı” bilmem nelerden vazgeçmesi lazım.  Bunlar tebessüm yaratıyor, bunlarla uğraşmaması lazım. Bizim hangi değerlerimiz evrensel değerlerdir, bunlardan biz nasıl bir neo-islam uygarlığı yaratabiliriz? (Davutoğlu’nun: “İslam Avrupa’nın asli unsurudur” sözü) Bütün bu komikliklerden vazgeçmek lazım. Bunlar içe yönelik şeyler. Samimi olmaları lazım. Kendilerini samimiyetle değerlendirmek lazım ama şu anda ben böyle bir şey beklemiyorum. Ama aksine dünyada da muhatapları olarak sadece İslami radikaller kaldı. Ilımlı Müslümanlarla dahi artık temasın dışında neredeyse. Hamas’la, Müslüman Biraderler’le ve saire temas içinde.

“Müslümanları Avrupa’da zor günler bekliyor”
Bizim önümüzde ne var peki, ne yapacağız?

Oraya gelmeden önce başka şeyi tartışmak lazım. Pek fark edilmiyor ama Avrupa’da sağ yükseliyor. Avrupa’da sağın yükselmesi şu anlama geliyor. Avrupa’daki Müslümanlar daha zor günlerle karşılaşacaklar.

Avrupa’daki Müslümanların buradakilerden daha liberal olduğunu gösteren araştırmalar var?
Ama Avrupa artık onlara da tahammül edemiyor. Özellikle Cahrlie Hebdo olayı tüy dikti. Ortalama Avrupalının gözünde İslam terörle eş değer hale geldi. Bunu artık Avrupalının gözünden çıkartamazsınız.  Komşusundan korkuyor, Müslümanların da gittiği okula çocuğunu göndermekten korkuyor. Bu korku oraya yansıyacak. Şimdi Marine Le Pen Fransa’da aşağı yukarı %35’lerde. 2017’de seçim var. Le Pen kazanırsa biraz zor.

Le Pen Cahrlie Hebdo saldırısı için çok sert açıklamalar yapmadı. Hassasiyetin farkında gibiydi ama?
Hayır hayır Le Pen’in Hebdo’yu desteklememesi, Je Suis Charlie dememesi ya da Müslümanlara direk saldırmamasının sebebi Hebdo’nun çizgisyle Le Pen’in çizgisi arasındaki dağlar. Hebdo’da ateistler, komünistler var. Karşı olduğu ne kadar insan varsa hepsi orada. Onun için Hebdo’yu destekleyemez. Müslümanlara karşı tavır alıp almamakla ilgisi yok bunun, bu Hebdo desteklenir mi desteklenmez mi? meselesidir.

“Popülizm bataktır”
Syriza ile de sol yükseliyor demiştik?

Syriza, sol mudur ne kadar soldur ne kadar demagojiktir bilemiyoruz ki? Syriza’nın da yapabilecekleri var yapamayacakları var. Yunanistan öyle batık bir ekonomi ki bunu bir takım popülist şeylerle, işte “asgari ücreti 2 bin”, bunlar olacak işler değil. Bunlar “bakanın korumasını, arabasını kaldırdım” ile olmuyor. Radikal ekonomik tedbirler lazım. Bu da Yunanların daha az para harcamaya razı olmaları demek. Syriza acaba bunları daha az para harcamaya razı edebilecek mi? Edemeyecek. Etmeye de niyeti var mı yok mu bilmiyorum. Mümkün de değil zaten Almanya boğazına basar alır o paraları. Syriza’nın kazanmasına sevindim ama popülist tarafının ağır bastığını görmek de üzüntü verici. Popülizm bataktır, çıkmaz sokaktır. Çok borçlu, tamamen başkalarının kesesinden geçinen bir toplum Yunanistan. Syriza bu işi çözemez, öyle görünüyor.

“Siyasi dili de bilmiyoruz”
Buradaki şiddeti okurken Avrupa’da yükselen sağa dikkat çektiniz?
Avrupa kendi evini  temizlemeye kalktığı zaman ne olacak? Cihadistlerin karşılığı ne olacak? Bu temizliği yaparken bir takım polisiye tedbirler alacak. Almaya da başladı bile. Bizim basına pek fazla yansımıyor ama sokakta kontrol yapıyor, sakallıları çeviriyor falan. Dertler başladı baya. Bunlar artacak. Cihadistler de buna bir karşılık verecekler mutlaka. Çünkü var oluşları bu karşılık vermeye dayalı. Siyaseten konuşamadığımız için başka bir dille konuşuyoruz, o da şiddetin dili oluyor.  İki taraf da siyasi dili bilmiyor. “Sen yaparsan ben de yaparım” oluyor, sokak kavgasına dönüyor bir müddet sonra.

Şiddetin seçmen bakımından tezahürü nedir? Esnaf mesela iyi bir örnek oldu. Ali İsmail’i öldüren adam, “Cumhurbaşkanı söyledi ben de yaptım” dedi. Başka bir tanesi Nuh Köklü’yü öldürdü. İktisat AKP’yi devirebilir ama sokaktaki yanısmasının etkileri ne olacak?
İktisat AKP’ye devirir ama alternatifi ne? Türkiye’nin bir de en büyük derdi o. Alternatifi de yok. Devrildi diyelim. Kim gelecek?

Daha kötü bir senaryo mu bu?
Ben, o zaman deklare faşizm olur diye düşünüyorum. Yani AKP devrildi. Gitmez. “Tanımıyorum seçimleri” dedi. Kim karşı çıkacak? Polis kendinden, ordu nötralize. “Gitmiyorum, bundan sonra seçim meçim de yok”. Bu da bir senaryo. Böyle bir olasılık da var.

Bütün devlet kuvveti, meşru ateş gücü elinde olmasına rağmen, sokaktaki seçmeni yandaşı, hatta Mahçupyan geliyor aklıma şu sözüyle: “AKP hak ettiğinden az oy alıyor”.  Sokakta AKP hakkında bir parça yandaş fikri olanlar karşılarındakini bastırmaya, yok etmeye, linç etmeye hazır gibiler?
Hepsi değil. Ben aslında bütün dünyadaki toplumların şiddeti sevmediğini düşünüyorum. Ama şiddetten beslenen küçük gruplar var onlar da büyük grupları etkisi altına alıyorlar.

Bizim gibi aydınlanmamış toplumlarda mesela meydanlarda ölmüş isimleri yuhlayabiliyoruz. Hala evrim süreci içinde olan bir toplum olarak bizde uzun vadede etkileri ne olur?
Bu Aydınlanma meselesine de o kadar takmamak lazım. Almanya da aydınlanmış bir toplumdu ama Hitler faşizmini bal gibi, bütün varlığıyla destekledi.  Türkiye niçin yapmasın bunu, yapabilir. Sokaktaki adam bal gibi bu faşizmi destekleyebilir. Ama yani illa şiddete katılacağı anlamına gelmiyor. Şiddeti küçük gruplar yapar her zaman. Başka türlü de şiddetler örgütlenebilir ama o noktaya gelmeyiz inşallah.

Temenni olarak kaldığına göre bunun korkusu içinde miyiz?
Evet. İyi bir tablo yok çünkü.

“Korku faşizmin fidanlığıdır”
Korku demişken. HDP’den korkuyoruz, ne yapacağı belli değil. AKP’den korkuyoruz, bize ne yapacağını bilemiyoruz. CHP’den korkuyoruz, çıkıp “toprak kaybettik” gibi açıklamalar yapabiliyor.   MHP’den zaten korkuyoruz. Dolmuşçudan korkuyoruz, esnaftan korkuyoruz. Bizden geriye kalacak tek şey korkularımız gibi görünüyor bu durumda?

Ama ordudan korkmuyoruz (Gülüyor). İşte bu korku çok kötü bir şey. Korku faşizmin en güzel fidanlığıdır. Faşizm korku fidanlığında beslenir. Kendimizi suçlamamız lazım. Siyasi düşünmeyi bir türlü öğrenemedik. Biz hep “Bana ne olacak?” diye düşünüyoruz. Bir kere de “Türkiye’ye ne olacak diye” düşünelim. Ne olacak bu memleket?

Peki Gezi de bir fidanlık olamaz mı?
Kendilerine güven duydular gençler. Fakat o kadar sular aktı ki Gezi’den bu yana. Polisin çok fena sert olacağı görünüyor. Bu durumda da ben daha radikal grupların bu işe kalkışmaya cesaret edebileceğini düşünüyorum.  Yani öyle gidip polise kitap okuyan çocukların filan ve ya kırmızı elbiseli kızların…

Bu da devletin işine gelir.
Tabi ki.

Reklamlar

One thought on “Mehmet Ali Kılıçbay

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s