Gündemcibaşı

Bu tartışmalar olmazsa ben Başbakan olamam. Gündem başkalarının elinde kalırsa olmaz
R.T. E. 2012, NTV

AKP’nin Gündem Oyunları
AKP iktidarının en önemli özelliği kendi yarattığı gündemin tüm ülke gündemi haline getirmeyi başarması ve algı yönetimindeki etkin çalışmasında saklı. AKP, tüm mağduriyet ve demokrasi söylemine hakim, toplum kesimlerinin hassasiyetlerinin farkında, tamamen bilinçli ve en önemlisi yapmak istedikleri konusunda tehlikeli bir kararlılığa sahip. Uzun zamandır karşısında nitelikli bir muhalefet yükselmemesinin sebebini de burdan çıkartmak mümkün.  Ancak Gezi isyanı ile birlikte Tayyip Erdoğan ve AKP başka bir süreç içine girdi ve gerçek gündemler onu zorlamaya, sarsmaya başladı.

AKP, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, “paralel yapı mücadelesi”, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile değişen kadrolar sonrası yaşanan gerilimi, çatışmayı örtmek, içeride ve dışarıda yaşanan itibar yitimini saklamak için suni gündem yaratma silahına geri döndü. Gündem çalışmaları içinde de, AKP kadrolarının temel formasyonunu oluşturan her türden kaba, dışlayıcı ve düşmanlaştırıcı, İslam vurgulu yaklaşımını her fırsatta dillendiren Erdoğan, kürtaj, kızlı-erkekli evler, 3 çocuk, bekarlar, özel-genel hayat, şimdi de doğum kontrolüne ilişkin açıklamaları ile gündemi bir kez daha sarstı.  Bu açıklamaları ile gerici ideolojisini topluma yayan Erdoğan, zamanlama konusundaki isabeti ile de gündemdeki önemli gelişmeleri de ‘’ustalıkla’’ perdeliyor.

Latin Amerika’nın Müslüman Ataları ve Türkiye’nin Üvey Çocukları
Tayyip Erdoğan, Kasım ayı içinde ilk hamleyi “Amerikayı Müslümanlar keşfetti” diyerek attı. Neden gündeme getirildiği hiç anlaşılmayan, bağlamsız bir mekanda ve toplantıda dillendirilen bu iddia, Kolomb’un hatıratlarına dayandırılan “Küba kıyılarında dağın tepesinde bir caminin varlığı” söylemi ile perçinlendi. Gündem çok geçmeden, tarihteki Küba camiinden, Küba’nın o tepesine “yakışacak” bir camiinin  “yeniden yapılmasına” dönüştü. İçine sürüklendiğimiz bu spekülasyon bir hafta boyunca devam ederken Erdoğan, konuşmasına gelen tepkilere verdiği “Bir Müslüman Amerika’yı keşfedemez mi, buna inanmayanların özgüveni eksik” cevabı ile de tabanında bir coşkulanma yaratıp, her zamanki gibi önce gündemi manipüle etti, ardından da bu mesnetsiz iddia çevresinde kutuplar, taraflar tayin etti.

Yandaş medya da “Küba’da yapılacak caminin arazisi belli” haberleri ile olup bitenleri gündemde tutmaya çalışarak görevini hakkıyla yerine getirdi. Bu gündem çalışmasında son adım ise Bilim ve Sanayi Bakanı Fikri Işık’tan geldi. AKP çevrelerinin Kültür-Sanat ve Bilim alanında iktidar olamama kompleksi ile sözü bir yetkili makam olarak hemen devralan Işık “Dünyanın yuvarlak olduğunu Müslümanlar buldu” diyerek hem büyük reise hem de yapay gündeme önemli bir katkı sundu. Medya ve bilirkişiler Müslümanlara bir Latin Amerika tarihi yazarken Ermenek’te sular altında kalan madencileri kurtarma çalışaları yerine, maden çevresinde yüksek güvenlik önlemi alınıyor, devlet Yırca’da köylüler ve özel bir şirketi başbaşa bırakıyor, bir yandan 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasından ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın inşaat ve maliyetine ilişkin çarpıcı detaylar gelirken diğer yanda Gezi Direnişine katılanlar “terör örgütü üyesi olmak”tan yargılanıyordu. Öte yandan bizzat Erdoğan Küba’daki camiinin tarihsel varlığının “bilimsel” olduğu ifade ederken, Cumhurbaşkanı ilerleyen günlerde Din Şurası’nda yapacağı konuşmada “Aklın ve bilimin tek çıkış yolu gösterilmesi manidardır” komplosunu dillendirip, kendi “bilimsel Küba camii” iddiasına da karşı durmuş olacaktı.

54

Dersim’den Gezi’ye
Kasım ayı AKP gündem manipülasyonu daha sonra Başbakan Davutoğlu ile devam etti. Davutoğlu, Erdoğan’ın iddiaları kabak tadı vermeden, yeni bir hamle ile Dersim ve Alevilik meselesini meclis grup toplantısında yaptığı konuşmaya taşıyıp hem seçim çalışmalarına başladığının sinyallerini vermiş hem de memlekte yeni bir tartışma kazandırmıştı. Başbakan’ın Dersim’e gideceğini duyurmasıyla, gündem daha kırılgan olan Alevi meselesine kilitlenmiş ancak Davutoğlu’nun büyük bir gürültü ile gittiği Dersim’de yapığı tek şey bir Cem Evi ziyareti ve “taleplerinizi not aldık” söylemi olmuştu. Ülke, bugüne kadar iktidarın geniş kesimlere ulaşma hesapları ve temel islami saiklerini bir arada götürmesinin zorlaştığı her dönemde tehlikeli gerilimlere sürüklendi. Ancak gündeme taşınan Alevi meselesinde bu defa daha tehlikeli bir noktaya gidildi ve Davutoğlu, MHP lideri Bahçeli’yi düelloya davet edercesine “Tunceli’ye gidememek” ile tehdit etti. Bahçeli’de bunun bir parçası olup 500 araçlık bir konvoy ile Dersim’e gitti. Burda yaptığı konuşmada Dersim’de yaşananları “isyan” ve buna katılanları “terörist” olarak yeniden ifade etti. Bahçeli, geç de olsa yaptığının tehlikesinin farkına vardı, programı iptal edildi ve şehri terk etti. Gündem bu tartışma ile uzun süre işgal edilirken, Atatürk Orman Çiftliği’ne kaçak olarak inşaa edilen saray ile ilgili iddialar daha da çarpıcı hale geldi ve iktidar medyası da saray-savunuculuğuna geçti, güvenlik bakanlığı iddiaları gündemde çok kalmadı ancak toz duman içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası projesini gündemine aldı. Parkta kısa süreli bir çalışma yapıldı, tepkiler ölçüldü, çalışmadan vazgeçildi…

Güvenlik Devletinin Cinsiyetçi Politikaları
Erdoğan, 4. Esnaf ve Sanatkarlar Şurası’nda yaptığı konuşmayla şiddet söylemlerini sürdürdü. “Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir hakemdir” dediği gün Ali İsmail Korkmaz’ı döverek ölümüne sebep olan fırıncı “Erdoğan, Gezi’ye darbe dedi. Ben darbeyi engelledim” savunması yaptı.

Erdoğan diğer yandan “Kadın  ve erkek eşit değildir” temalı konuşmasıyla bir kez daha gerçeklerden kopardığı gündemle dümeni eline aldı ve aynı günlerde kamuoyunda “güvenlik paketi” olarak bilinen, polis ve valilerin yetkilerinin genişletildiği, makul şüphe uygulaması ile büyük tepki toplayan düzenleme Meclis’e sunuldu. Bunlar olurken yolsuzluk ve rüşvet soruşturması komisyonunda ifade veren eski bakanların ifade tutanaklarına yayın yasağı konuldu, Aksaray’ın maliyeti ve oda sayısı gibi tartışmalar gündeme geldi.

Ancak hiç bir siyasi dalgalanma, ülkenin içine çekildiği hiç bir karanlık iktidarın cinsiyetçi yaklaşımlarına bugüne kadar yine de mani olmadı. “Başbakan vajina bekçiliğini bıraksın” diyen Nazlıaka’ya “Evli bir bayan milletvekili, çocuğu olan milletvekili organını nasıl böyle açıkça konuşabilir, nasıl bundan yüzü kızarmaz” diyen Arınç’tan, katıldığı tüm nikah törenlerinde evli çiftlere yekten “3 olur denge olur, 4 olur bereket olur, gerisi Allah kerim” demekten çekinmeyecek kadar kendini “aileden” sayan Erdoğan’a, karma eğitime savaş açan sarı sendikalara, onların “Kadının ekonomik özgürlüğü aldatmaca, çalışan kadın yuvasını dağıtıyor”, “Hamile kadının sokağa çıkması terbiyesizlikitir” diyen hocalarına ve AKP’nin haremlik-selamlık mitinglerine kadar tüm hücrelerinde kadının ötelendiği tutum son olarak kendini yine bir nikah töreninden halka seslenen  Erdoğan’ın “Bu ülkede yıllarca bir doğum kontrolü ihaneti yaptılar ve neslimizi kurutma yoluna gittiler.” sözleriyle gösterdi. Modern çağın hiç bir kamusal ve sosyal alanında bir karşılığı olmayan “soy” söylemi ile AKP bu defa da gözleri Gülen cemaati ile yaşadıkları çatışmadan uzak tutmaya çalıştı.

Bu toz duman arasında, 2012 yılında Bergama’da 15 yaşında tecavüze uğrayan E.A.’nın davası sesizce ikinci yılını doldurdu.

İktidar ve onun sanatçıları
AKP’nin imdadına son olarak ise “Sanatçı ve yazarlar” yetişti. Yavuz Bingöl’den Alev Alatlı’ya gündemde dalga boyu yükselmeye devam etti. Erdoğan, iktidarının cenderesine tam olarak alamadığı sanat camiasina el attı ve hemen bu “büyük sanatçılarına” sahip çıkan bir konuşma daha yaptı. Bu esnada gerçekleşen Milli Eğitim Şura’sında zorunlu Osmanlıca dersleri, karma eğitimin kaldırılması, ilk okullarda zorunlu din dersleri teklifleri kabul edildi.  Soma’da madenciler işten atıldı, madenci ölümleri devam etti, iş ve kadın cinayetlerinde bir azalma olmadı, yolsuzluk soruşturmasında yayın yasağına karşı itirazlar reddedildi, sivil toplum ve basın üstünde baskılar artmaya devam etti, TMMOB yasasının değiştirilmesi için düğmeye basıldı, doğa talanına karşı ise hiç bir adım atılmadı.

Makus Güncelleme
Yazının konu edindiği mesele, Erdoğan’ın güncel mevcudiyeti bağlamında sonlu olmadığı için sürekli güncellemeler yapmak mümkün olabilir. Örneğin Erdoğan’ın Küba camii meselesinde yaslandığı “bilim”e, Din Şurası konuşasında sırtını döndüğünü söylemiştik. Ancak Erdoğan son konuşmasında bu defa “Türkçe ile bilim ve felsefe yapamazsınız” diyerek yeniden bilimsel bir şeyler söylemeye çalıştı. Gayesi Osmanlıca tartışmasına mesnet uydurmak, belli. Hayırlısı…

O sırada Konya’da 16 yaşındaki Mehmet Emin Altunses, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı.

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s