Türkiye’de Cazın Bir (1) Durumu Üzerine

Türkiye’de Cazın Bir (1) Durumu Üzerine

“..bu çalışmalar sırasında enstrümanlar ve hayat olayları arasında bir bağlantı keşfettim. Mesela, aynı keman yayını aşağı çekerken başka bir ses, yukarı çekerken başka bir ses duyarsınız. Hayat da böyledir. Evden çıktınız, sağa dönersen başka hayatın olur, sola dönersen başka hayatın olur ama gene de sen, sensindir.”
Erkan Oğur, Jazz Dergisi 42

 

 

Müziğin kendisi

Hangi siyasi koşullar altında olursa olsun, savaş, barış, çalkantı, yoksulluk, kıtlık, hastalık, salgın, müzik her zaman dinleyici nezdinde yüksek beklentiye nesne olmuştur. Edebiyat bağlamında şiir nasıl ki bir “üst dil” ise, müzik de –tüm diğer sanat dallarından daha fazla– ilk olarak kendini ifadede bir üst biçimdir. Fotoğraf dilsiz, resim çoğu kez kurmaca, edebiyat doğası gereği içe kapanıktır.

Müziğe baktığımızda kapsayıcı özelliği ile sıkışmış insanı olduğu yerden çıkartabilecek –aksi de o derece mümkündür– niteliktedir. İnsan edebiyatla olgunlaştıktan sonra müzikal bir evreye çıkar örneğin. Müzik insan için, Michelangelo’nun Pieta’sında İsa’nın ölü olarak Meryem’im kucağında yattığı an gibi, –ölü ya da diri–  en son sığınaktır. Kuramcıların, profesyonel icracıların, sadece dinleyici olanların, eleştirmenlerin, enstrüman satıcılarının, luthierlein[1], konusunu müzikten başka bir yerden alan diğer tüm kişilere göre durumlarını farklı kılan bir şey vardır: Müzik sanıldığı gibi konu/nesne olan değil, tam tersine nesneleştiren bir şeydir. Sözgelimi bir müzisyen için “sadece bir enstrüman çaldığını” söylemek, bunun organize bir iş olduğunu söylermişçesine, durumu basitleştirmek olacaktır.  Müzisyen, alelade bir çalgıcı değil, varoluşunu enstrümanı ile gerçekleştiren olmalıdır. Enstrüman ise ircasıyla beraber, beşeri olan her ne var ise içine alandır. Bu bakımdan öğrenilebilir olan tüm diğer şeylere göre müzik üretmenin durduğu yer çok farklıdır.

Çok manidar tasvirler içeren bir tablonun etkileyiciliği, sadece somut bir durumu olarak tuvalinin ebatları ile değişkenlik gösterebilir. Fotoğraf altına yazılan şey ile bir anda eve ait bir şey haline gelebileceği gibi, egzotikleşebilir de. Tüm edebi eserler tüketicisi bakımından belirli bir çaba sarf etmeyi gerektirir ve buna rağmen hala bize bir şey ifade etmeyebilir. Hangi türü olursa olsun, müzik eserinde tüketicinin esere dahili her zaman daha hızlı gerçekleşir. İlk saniyelerini dinlediğiniz anda,  kapatma hissi uyandıran şarkıları düşünelim ya da şarkının orta yerinde duyduğumuz bir sesle toptan bir isme dair ne varsa dinleme arzusunu. “Müzik benim dinimdi” diyen Cenk Taner (Kesmeşeker) örneğinde olduğu gibi, türleri bakımından da belki diğer sanatsal faaliyetlere göre en çok çeşitliği gösteren müziği diğer türlere göre farklı kılan, onun çoğu zaman ilahileştirilmesine de sebep olur.

Müziğin türlerinin bir coğrafyası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bir eseri duyduğumuz anda, yaklaşık olarak nereli olduğunu tahmin etmek de genellikle mümkündür.       Uzak Batı müziği, Orta Doğu tınıları, Akdeniz şarkıları…  Antik ya da modern, Doğu’lu ya da Batı’lı, dini ya da askeri,  herkesin müziğe ilişkin bir tecrübesi, müzik ile ilgili herkesin söyleyecek bir şeyi vardır. Müziğin çok nadiren sterilleştiği, belirli bir kesimin dışına çıkamadığı ya da belirli kesimlerin dahil olamadığı halleri[2] söz konusu olmadığı sürece denebilir ki müzik herkesindir. Ancak durum caz müziğine geldiğinde biraz farklılaşıyor. Örneğin rock’ın sadece rockçılara ait olduğu fikrine kapılmayız ancak caz’ın sadece cazcıların olduğuna ikna olmamız zor değildir. Üstelik onlar rock ve diğer türler hakkında da konuşma “yetisine” sahipken, bir rockçının caz üstüne söyledikleri dikkate alınmayabilir. Yine de bu iki türü birbirine göre hiyerarşik olarak konumlandırmak mümkün değildir.  Müzik türleri yatay olarak kategorize edilebilir, dikey olarak değil.

Ancak nedir caz müziğini ve müzisyenini farklı kılan? Farklı olduklarını düşünmemize sebep olan caz müziğini icra edenlerin kendileri/beyanları mı yoksa bu tamamen yanlış bir algı mı?

Müzik eserini biricikleştiren bileşenlerden bir tanesinin doğaçlama olduğunu söylersek, bu durumda caz müziğinin yerini de çok özel bir hale getirmiş, bunu kabul etmiş oluruz. Oysa doğaçlama, her tür için –klasik müzik dahil–  geçerli ve vazgeçilmez bir hal alabilir. Üstelik en az Hard Rock grubu Guns N’ Roses’ın efsane gitarist Slash’in “Karım duymasın ama sıkı bir solodan daha iyi bir orgazm yoktur” demesi örneğinde olduğu gibi,  blues müziğinde de doğaçlamanın yadsınamaz bir yeri vardır. Buna örnek olarak Joe Bonamassa, Snowy White, Gary Moore gibi isimler gösterilebilir. Disiplinsizlik yergileri ile karşılaşan metal müzik icracıları da dahil olmak üzere, emprovizasyon bütün ortalama müzisyenler için bir “doğal seçilimdir”. Düşünüldüğünde ıslık çalarken bile doğaçlamaya yatkınızıdır. Bu durumda caz müziğini özel kılanın, ondaki vazgeçilmez doğaçlama tutkusu olmadığını söylemek gerekir. Cazın durduğu yeri kitlelerden uzak tutan, gerektirdiği çalışma olabilir mi? Bu soruya cevap olarak da, daha az çalışarak hangi müzik türünün icrasının mümkün/kolay olduğu karşılığını verebiliriz.

Peki ama beğenileri objektif olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını, başarının ise somut kriterleri olduğunu ve başarılı sayılabilecek bir eserin pek de heyecan yaratamayabileceğini düşünürsek, caz müziğini hangi bağlamda tartışacağız? Caz müzisyenleri ile caz dinleyicisi olmayanlar arasındaki uzaklık, bu durum diğer türler söz konusu olduğunda sandığımız gibi daha mı az? Caz armonisi doğaçlamaya sağladığı tüm alana rağmen müdahaleye/düzenlemeye ne kadar açık?

Caz coğrafyaya adapte olabiliyor mu gerçekten? Cazın doğduğu topraklar dışında demokratikleşmesi ne ölçüde mümkün? Caz hangi koşullarda kitleye mal olur?

Türk cazı

Anadolu[3], ev sahipliği yaptığı kültürlerden aldığı miras ile müziğin çok zengin ve köklü formlarının tecrübesine sahiptir. Farklı coğrafyaların kesiştiği bir noktada olmasıyla enstrüman çeşitliliği, dil birikimi[4] ve de melodi zenginliği bakımından önemli ve çekici bir yerde bulunuyor. Buna örnek olarak Fransız kontrbas virtüözü François Rabbath’ın Tülay German’ı tanıdıktan sonra saz çalmayı öğrenmesini, Kanada’lı müzisyen Brenna MacCrimmon[5]’un aslında Kanada’lı olduğunu çok sonraları öğrenmemize sebep olacak kadar Türkçe şarkı söylemesini, piyanist Fazıl Say[6]’ın ise dünya çapında herhangi bir piyaniste göre durduğu yeri gösterebiliriz.

Anadolu, sürekli diğer türlerle etkileşim halinde bulunan birçok müzik türüne ev sahipliği yaparken, diğer dünya müzikler ile de etkileşime açık olmuş, Rock, Metal, Jazz, Blues ve sair tüm türlere de kapısını açık tuttuğu gibi bu türlerde de başarılı isimlerin yetiştiği bir yer olmuştur. Bizim ele alacağımız etkileşim ise caz müziğinin bu topraklardaki alımlanma biçimi, dinlenebilir –ve haliyle satılabilir–  hale gelişi/getirilişi ile ve henüz nasıl adlandırabileceğimizi bile bilmediğimiz bir formu ile ilgili olacaktır. Türk cazı diye bir şey var mıdır? Yoksa bu zaten var olan bir armoni dizisi içinde sadece bir dil değişikliği marifeti midir? Sözler, dil değiştiğinde baştan tali bir tür tespiti yapmak mümkün müdür? Türk cazı dediğimiz aslında sadece endüstriyel bir şey olabilir mi?

Örneklerle gidecek olursak, John Coltrane, Duke Ellington, Miles Davis, Louis Armstrong ve Billy Holiday gibi isimleri saymadan anamayacağımız caz  “oksidental” (occidental)  olarak nitelendiğinde, Dhafer Youssef, Amir AlSaffar, Anouar Brahem, Ibrahim Maalouf  gibi isimlerin çoğunlukla bölgesel enstrümanlarla icra ettiği caz için sözgelimi “oryantal (caz)” (oriental) diyebilmeliyiz. Oryantal caz için örnek verdiğimiz isimlerden Dhafer Youssef ve Anouar Brahem Tunus, Amir AlSaffar Irak, Ibrahim Maalouf  ise Lübnan’lı müzisyenler. Bu isimlerin icra ettiği müzik için kelimenin tam anlamıyla kendilerine has bir karakteristik sahibi olduklarını söyleyebiliyorken, oryantal ya da oksidental başlığı altında kesin bir yer edinemeyen Türk cazı altında bir yanda salt Batı cazı icra eden Türk müzisyenler diğer yanda ise ilk anda Doğu’lu caz icra ettiğini sanabileceğimiz isimler yer alıyor. Cazın, Adorno’nun reddettiği formu[7] olmasa da en azından yukarıda saydığımız, caz tarihini değiştiren usta isimlerin müziğine benzer bir formunu icra eden Türk müzisyenler bakımından bir eleştiri geliştiremeyebiliriz. Onlar verili bir tür içinde icracıdırlar. Türü kendi içinde geliştirmek amacından başka bir etkileşim kurma konusunda çaba içinde değildirler. Bu bakımdan “oksidental” olarak nitelenmelinde de bir sorun yoktur. Ancak eserlerinde oryantal tınıları da barındıran, bu niteliği ile tanınan isimler ile ilgili konuşmakta fayda vardır: Jülide Özçelik, İlhan Erşahin, Önder Focan, Kamil Erdem, Bilal Karaman, Evrim Demirel, Güç Başar Gülle, Gürol Ağırbaş, Sarp Maden, Erkan Oğur, Turgut Alp Bekoğlu, Akın Eldes…[8] Çok uzun bir listesini yapabileceğimiz bu isimler genel itibariyle muhtelif röportajlarda “bu topraklardan beslendiklerini” dile getiren, müzikal varoluşlarını bu doğrultuda da sürdüren, geleneksel müzisyenlerle ortak çalışmalara imza atan isimlerdir.

Sentez olarak adlandırabileceğimiz bu tip çalışmalara çok iyi bir örnek olarak ise birincisi 2003 yılında Sanat etiketi ile çıkan, 2 CD ve 13 şarkından oluşan Hijazz[9] albümü örnek gösterilebilir. M. Alper Berksü imzalı albüm aslında adından da anlaşılabileceği gibi önemli bir iddia taşıyor. Doğu müziğinde bir makam olan “Hicaz” ile Batı’ya ait bir şey olarak “Jazz”ı bir araya getirdiğini söyleyerek tam da aslında bizim tartışmamıza konu olan soruyu derinleştirmemize olanak sağlıyor.

Hijazz tam bir Doğu-Batı buluşması niteliğindedir. Albümle aynı adı taşıyan açılış şarkısında Artun Sürmeli ve M. Alper Berksü klavye, Eylem Pelit bas, Volkan Öktem davul, Ercüment Ateş gitar, Taner Sayacoğlu kanun, Ercan Irmak ve Şenol Filiz ney, Ergin Gürkey perküsyon, Birol Yayla tambur, Şenova Ülker trompet ve Ayla Bursa Berksü sözsüz vokali[10] ile tam 11:42 dakika boyunca, isimlerine farklı mecralardan aşina olduğumuz müzisyenler caz müziğini Anadolu’laştırmak adına yapılabilecek bir çok şeyi yapıyorlar; delici ney ve şık gitar soloları, dinleyiciyi ayık tutan davul atakları, bir anda kulağınıza ilişen tambur, nabzı yükselten trompet, sözsüz vokalin eşlik ettiği ve biz Anadolu’lara çok tanıdık gelecek, hemen kabulleneceğimiz bir nağme.  12 dakika boyunca usanmadan dinleyebileceğimiz başka “deneysel” bir örnek bulmak zor olabilir.  Albümde bulunan diğer şarkıların tamamı bu nitelikte olmasa da, 2CD lik bu albüm, yerini tam 10 yıl sonra 2013’te, Sony Music etiketi, tek CD ve 8 şarkı ile çoğunlukla aynı isimleri gördüğümüz, Hijazz 2 adı ile çıkan albüme devretmemiştir.

Bu düzenlemelerde genellikle karşımıza çıkan durum, çok yakından bildiğimiz bir şarkı ya da türkünün en çok akılda kalmış bölümlerinin caz “sound”u ile yeniden icra edilmesi ve düzenlemeye standard caz armonisi üstüne kurulmuş doğaçlama sololar ile devam edilmesidir. Bu düzenlemelere en iyi örnek Önde Focan’ın Kalan etiketi ile 2007 yılında çıkan “Swig A La Turc” adlı albümüdür. Albümde yer alan şarkılara bir göz atarsak: Cici Kız (Erol Sayan), Lal (Oniki) Fahir Atakoğlu, Gönül Sana Tapalı (Saadettin Kaynak), Geçti Bahar (Fehmi Tokay), Sen (Birol Yayla), Bahar Geldi (M. Sebahattin Ezgi), Karlı Kayın Ormanı (Zülfü Livaneli), Canberra Zortlatması (Onder Focan), Kacsam Bırakıp (Mehveş Hanım), tamamı olmasa da büyük bir oranda bildiğimiz şarkılardır. Bu albümde esasen caz ürünleri olarak tanışmadığımız –ve öyle tasarlanmamış –, birbirinden farklı türlerin örnekleri caz olarak karşımızdadır.

Buluşma albümlerinde son bir örnek olarak yine Kalan etiketi ile 2005 yılında The Istanbul Connection adı ile çıkan albüm verilebilir. Albümde yer alan isimler Erkan Oğur, Dick de Graaf, Baki Duyarlar, Ruben van Ropaey, Erdal Akyol, Joost Kroon iken şarkılar da şöyle: Double, Trouble, Saba Nefes, Acemşiran Son Yuruk Semai, Tasadüfi, Why Birds Always Sing, Götürdüler. Onder Focan’ın andığımız albümü kadar bize ait bir şarkı listesi olmayan albüm bir bakıma özgün bir albümdür ve bir araya gelen müzisyenler bakımından oldukça yenilikçidir. Albümün kapak yazsında çok açık bir şekilde görüleceği üzere: “Müzik bizi kimi zaman beklenmedik, heyecan verici yolculuklara çıkarabiliyor. Müziğin kendisinin, tahayyül edilebilecek her türlü kültürel titreşimle sürekli olarak etkileşime girdiği bir dünya, hiç kuşkusuz, ilginç müzikal işbirliklerine de sahne oluyor. İstanbul Connection, iki ayrı müzikal dünya arasındaki bu tür özgün bir kaynaşmanın ürünüdür. Temelleri Hollanda caz müzisyenleri Dick de Graaf (saksafon) ve Ruben van Rompaey (davul/perküsyon) tarafından atılan grubun hedefi, müzikal sınırları olmayan, özgür bir Dünya Müziği yaratmak. … Albümde, atmosferik saksafon ezgileri perdesiz gitarın lirik sesleriyle doğal bir şekilde iç içe geçerken, ince, hafif perküsyon kullanımı da müziğe kendi rengini katıyor. İstanbul Connection, müzikteki arayışını halen sürdürüyor. Müzikal sınırları aşmanın tam zamanıdır!” , bu albüm Erkan Oğur’un müzikal yolculuğuna biçtiği “arayış” anlamı, Telvin[11] ile işaret ettiği “dönüşüm”ün bir örneğidir.

Bu durumda Türk cazı diye bir türün olmadığını, Türk cazı denildiğine akla gelen isimlerin, bilindik şarkı ve türkülerin birer caz kopyalarını ürettiklerini söylemek görece mümkün olabilir. Hatta bir adım ileri giderek, Türk cazcılar içinde yöresel ezgileri kullanmadan istisnai işlere imza atan çok fazla isim olmadığını, bu çalışmaların ne kadar özgün olduklarını irdeleyerek, Türk cazı denilen performansın henüz ancak türleşme aşamasının ilk kademelerinde olduğunu da ekleyebiliriz. Müzisyenlere, köklerine sadık caz yapıyor olmakla ilgili bir eleştiri geliştiremeyeceğimizi daha önce de söylemiştik. Ancak endüstriyel bakımdan türkülerin, caz formuna getirilip piyasaya verilmesine de bir şerh düzebiliriz. Bu ürünler caz ya da türkü değildirler; Herhangi bir şarkıyı olduğu gibi caz sound’u ile icra ettiğimizde caz olmayacağı gibi. Varoluşları kapsamında en somut fayda birer “ürün” (product) olmaları ile endüstri bağlamında irdelenebilir. Caz müziğine uzak kişiler ve türkülere mesafeli olan dinleyicileri bir paydada buluşturuyor olmasını, türkü ve cazın bir anlamda demokratikleşmesi olarak okumak her ne kadar mümkün görünse de, müzikal bir ilerleme yerine, bu çalışmalar yerinde saymaya eş değer niteliktedir.

Geldiğimiz noktada endüstrinin en özgün eserlerle de ilişkisinin farklı olmadığını ama tüketici nezdinde özgünlük-tüketim bakımında rahatsızlık yaratmayacak şeyin yine de biriciklik olduğunu unutmamak gerekir. Jazz dergisinin 67. Sayısında, 2013 Mayıs Gezi Direnişi’nde başından yaralanan Lobna Al Lamii’nin haberinin son satırlarında gördüğümüz not buna çok açık bir örnek teşkil eder: “Erkan Oğur’un son albümü (Dönmez Yol) CD yanı sıra 180 gram plak olarak da çıkıyor. Bir defaya mahsus olarak ve sadece 1000 adet üretilecek olan plak, numaralı ve isme özel olarak Erkan Oğur imzalı olacak.”

 

 

[1] İtalyanca enstrüman yapan kişi

[2] Virtüözite, senfonik eserler vs.

[3] Türkiye diyerek kapsamı bilhassa cılızlaştırılmamayı amaçlayan bu kullanım içeriğe saygı duruşu niteliğindedir.

[4] Müzik birikimi dilere göre de tasnif edilebilir: (Anadolu için) Ermenice, Kürtçe, Farsça, Pontusça, Rumca, Hemşince, Zazaca, Arapça, Farsça vs..

[5] MacCrimmon esasen Balkan müziği denilince akla gelmektedir ancak bu tür içinde Batı Anadolu da hatırı sayılır ölçüde örnekler verir.

[6] Fazıl Say, üslubu ve düzenlemeleri ile piyanoyu enstrümanın kendisinden beklenen biçimin çok ötesine taşımaktadır. Bir diğer deyişler onu Anadolu’laştırmıştır.

[7] Adorno’nun hoşlanmadığını söylediğimiz dönem cazı, bu türe Francis Ford Cappola’nın 84 yapımı Cotton Club filmi boyunca yer verdiği biçimi ile ilişkilendirilebilir.

[8] Bu isimler kesin bir payda, benzerlik teşkil etmemekle birlikte, bu yazı ile dikkat çektiğimiz bir tanımlama sorununa konu olan caz türü ile ilgili eser veren isimlerden sadece bazılarıdır.

[9] Hijazz, Sanat – 6128-2, 2003

[10] Bir anlamda Scat singing olarak da bilinen sözsüz vokal performansı için Türkiye’den verilebilecek iyi örneklerden biri Birsen Tezer’dir. Türkiye dışında ise Aziza Mustafah Zadeh “sözsüz vokal” derken kastettiğimiz şeyi karşılamaktadır.

[11] Telvin: Erkan Oğur, Turgut Alp Bekoğlu, İlkin Deniz’den oluşan bir trio.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s