…Bir Eksiğiz, Ahmet Kaya.

20140522-015813.jpg

Subjektif bir albüm yazısı

…Bir Eksiğiz
Aslında adı ile meramını bize, evvel albümlerin de yaptığının bir adım ötesinde anlatmak niyeti var albümün ve bunu yaparken zamanın mukavemetine direnmek adına belki -çünkü burası Türkiye, tüm kapital ayak oyunlarının gölgesinde öldüpdurduğumuz- birbiri ile ya da dinleyicilerinin birbiri ile pek ilgili olamayacağı bir çok isme yer verilmiş.

Alelade bir albümü anlatmak gereğinin çok uzağında ve hatta bu albüme sırf Ahmet Kaya albümü olduğu için refleksif olarak yanaşmanın da ötesinde, albümde bir arada dinlemek durumunda kaldığımız isimler böylesi bir yazıyı mecbur kılıyor.

Bunların hiçbiri elbette bütün albümü benzer kişilerden oluşan bir ekip yapsaydı keşke kavlinden bir dilek değil, ama Ahmet Kaya’ya sığınmak zamanlarında bizi gevşek bir elle tokalaşma hissine sürükleyen isimlerin durumlarına bir sitemdir.

Önce
İki CD lik albümde şarkı sıralamalarının sanatçı isimlerine göre alfabetik olarak sıralandırılmış olması bizi daha ilk anda Aylin Aslım ve Aynur’u ardarda dinlemeye zorluyor.
Nedir? Denebilir ki, aksi olsaydı bu defa yazar-dinleyici sanatçı sıralamasının üstüne gidecekti. Evet onu da yapardı, çünkü yumuşak karnıdır Ahmet Kaya çoklarımızın.
Açık yarasıdır.

İlk CD için
Aylin Aslım’ı Aynur’dan ötede beri de tutmak kabalığı değil, basit, kullanım tarihi çoktan geçmiş rifler ve asıl şarkının esas can alıcı yeri olan “vay vay vay vay” narasını -e kendisi yapamayacağı için belki de- ilk gençliğimizde lise konserlerinde yaptıklarımıza benzer bir gitar sesine yaptırıyor olmasıdır burda rahatsızlık.

Albümün açılış şarkıları ve ilk dinleyici tepkisi olması bakımından durum böyleyken, tüm albümü isi isim taramak değil, belki de bir kaç başlık içinde değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır, zira isim isime gitmek için, kimi şarkıların ızdırabına da katlanmak gerekiyor.

Şarkıların hatıraları
Murat Meriç’in saygı albümleri için yazdığı yazıda bir sorun olarak dikkat çektiği özgünlük sorunu bu albümün Ahmet Kaya gibi baskın, kişisel tarihlerimizde bile görmezden gelmenin cesaret isteyeceği bir yere sahip bir isim için yapılmış olmasından ötürü biraz çatallaşıyor gibi.

Meriç, saygı albümlerinde sanatçıların bir nevi kopya şarkılar yaptığını, haliyle o şarkının neden bir kez daha kaydedilip sunulduğunu soruyordu. Bu albüm özelinde ise bu durum, memleketin kutuplarını bir yere kadar bir araya getiren Ahmet Kaya şarkılarını kopyalamayı bile becerememiş isimlerin varlığına geliyor dayanıyor.

Yani böylesi bir yükün altında ezilen rock starları ve sairlerin yazık durumları da denebilir.

Bu başlık altında ilk olarak muhtemelen Harun Tekin’in sade bir vokal şarkısı olmasını umarak kaydettiğne şüphe duymayacağımız Beni Vur şarkısı anılabilir.
Cılız vokali ve onu tüm anlamı ve hatırasından koparmak pahasına sadece kendi kişisel -sözümona- isyanı haline getiren “beni vuuuuuur” yorumu ile şarkı seçimi bir araya gelince albümün korkunçları haline geliyor. Buna devamen, Gece Yolcuları, Gripin ve Küçük İskender isimleri sayılabilir.

Ve Küçük İskender,
şiir okumanın (ve bunu dinletmenin) herkesin yapmaması gereken bir iş olduğu gerçeğini mühürleyip denize atabiliriz.

Yazıyor olabilirsin, ki şüphe götürür, ama okuyabiliyor olman çok daha küçük bir ihtimaldir. Ve burası, Ahmet Kaya sahası, romantik sanrılarımız peşinde gece kararları aladurduğumuz ilk gençlik sahamız değildir.

Küçük İskender’e ayrıca yer vermişken bu Şansı Cem Adrian’a da tanımak lazım ve imge algısı “şeker prens, tuz kral” olan bir isme, muhtelif sesler çıkarmanın şarkı söylemek olmadığını iletip uzatmamak lazım.
Hakan Vreskala da sadece bu kadar yer ayırdğımız Adrian ile paydaş olacak.
Varlığı ile yokluğu arasında bir fark göremediğimiz şarkılar, başlık olarak seçilebilir.

İlk CD için enstrüman icrasından yoksun, zayıf vokallerin kulak tırmalar bir hale geldiği şarkıların devamında ise hakkını vermiş, bu albümden geriye kalacak şarkılardan bahsetmeden önce, tanımsız bir yerde duran Halil Sezai’den bahsetmek gerek.
Kendine has vokalini nerden duysanız tanır ancak hemen ısınamayabilirsiniz.
Dertten tasadan nasibini almış bir tonu olduğunu yadsıyamayacağımız ve enstrüman özgünlüğü içerdiği için, Başım Belada şarkısına bu kadar uzak duramayabilir ve geçiştirilmiş bir düzenleme olmadığına ikna olarak kapatabiliriz.
Belki de arka vokalde yükselen sesi bize Ahmet Kaya’dan tanıdık olduğumuz bir şeyi hissettiriyor..

Buraya kadar hırçın olduğumuzu söyleyenler için biraz da ilk CD nin incileri:

Aynur, Bajar, Büyük Ev Ablukada ve Hayko Cepkin.

Bajar ilk defa bir Ahmet Kaya şarkısı söylemediği gibi, kendi albümlerinden sonra elimizdeki en son kaydı gösteriyor ki, bu şarkı enstrüman icrası ve bilhassa vokal performansı bakımından neredeyse orjinal şarkıdan ayrılmaz bir yerde duruyor.
“Hiç biriniz orada yoktunuz” haykırışı Vedat’ın, daha da yaralayıcı Ahmet Kaya’nın yokluğunda. Onun ruhundan uzak bir düzenleme olmaması onu özgün olmaktan uzaklaştırmıyor.

Bu söylenenlerin tamamı Aynur için de geçerli.
Onun naif sesi yerine mesela Adrian’ı tercih edebilecek dinleyici profilinin Ahmet Kaya’ya yanaşmak için bahaneleri olduğu söylenebilir.

Büyük Ev Abluka’da en dürüst ifade ile, tam bir şaşkınlık yaratıyor, bravo!

Hayko Cepkin ilk CD nin tüm karmaşıklığının sonunda, elinden tutuyor dinleyicinin “giderim buralardan” diyerek en açık ifade ile uçuruyor bizi.

O da nerde olsa tanıyacağınız isimlerden. Özgün ve tokat gibi.
Harun Tekin’in düzenlemesine bir bakın, sözlerinin kimilerini kalıp liriklerle değiştirdiğinizde tüm dünya lise konserlerinde çalınacak parçalardan değildir Memleket Hasreti.

Tüm isimler arasında en son bahse konu olan Ortaçgil’dir.
Biz onu 70’lerden bu yana öyle sahiplendik ve steril tuttuk ki galiba, bir parça değişik bir şey yaptığında hemen heyheyleniyoruz.
Ama dinledikçe alışıyor be insan Mahur Beste’ye..
Valla.

20140522-020012.jpg

İkinci CD için..
İlk CD’yi neyse ki Hayko kapatıyor. Böylece kötü anılar edinmiyoruz biraz da.
Sonra Ahmet Kaya kendisi karşılıyor bizi, Leman Sam ile.
Bu karşılama, belki de mütahakkim olmayacak bir ev sahipliği karşılamasıdır.
Davettir.
Hatta Ahmet Kaya’nın duyduğumuz sesi, bildiğimiz alışık olduğumuz kayıtlarından başka.
Ne heyecan..

Bu CD’de benzer cümleleri tekrarlamamak adına, şarkıları cılızlaştıran, anlamlarından sıyırıp, soyan, boşlaştıran, sadece kendi dar dinleyici kitleleri için aynı şeyleri tekrarlayan isimler olarak Teoman, Zuhal Olcay, Sezen Aksu, Bingöl-Gürman ikilisini sayıp, şarkıları adeta iş kalabalığı içinde öylesine söyleyip gitmişler gibi bir hisse kapıldığımız için özür dileriz.

Biraz Ahmet Kaya dinlemek gerek belki de.

Albümün bu kısmında tanımsız başlığı altında Mehmet Erdem geliyor.
Basit, sade bir düzenleme. İddialı ama başarısız isimlerin işlerinden ötede naif bir iş.

Moğollar’ın varlığından rahatsız olmuyoruz.
Ama bu, onlardan bekleneni yapmış olmaları ile ilgili olabilir.
Çünkü böyle bir albümda Teoman’ı görmek belli bir merak uyandırıyor.
Düşüşü de fena oluyor haliyle.

Albümün en bahtsız şarkısı, Niyazi Koyuncu ve Okan Bayülgen ikilisinden.
Niyazi Koyuncu’yu neden dinlediğimizi, Bayülgen gibi bir adamın neden burda olabileceğini, yani hepimizin uyduruk sorumluluk duygusunu sorgulayınca albümün adına geri dönüyoruz: bir eksiğiz. Bu şarkı bir diğer eksiği, Kazım Koyuncu’yu anmaktan başka hiç bir işe yaramıyor.
Ve bu isimerin burdaki varlık sebebi, Kazım’ın bizimle olmaması.
Ahmet Kaya ve Kazım’ı buluşturuyor olması elbette anlamlı ah, ama Kazım’dan sonra “onun vefasına minneten dinlediğimiz Şevval Sam” gibi bir sıkıntı duyumsuyoruz.

Redd, Yaşar Kurt ve Ceza.
Redd kendinden beklenen bir düzenleme ile, diğer rockçuların çok uzağında.
Göstermelik sorumluluklar grubu dediğimizde aklımıza gelen bir çok diğer grup gibi ağlamayan, yakarmayan ama derdini analatan bir düzenleme.

Ceza. Kim ne söyleyebilir?
Özgün olmak ne kelime, cesur bir şarkı.

Karşılayan Ahmet Kaya’ydı, son şarkıda bizi uğurlayan yine o.
Bizi oraya götüren ise Ceza.
Şiir okumak, şarkı yorumlamak, düzenleme yapmak…
Tüm yergileri teğet geçecek, biricik bir iş Ceza’nın ki.

Ve son olarak Yaşar Kurt.
Kendi albümlerinde böylesi sert bir düzenlemesi olmadığından belki de en delici düzenleme ile karşımızda.
İnsanın üzerine gelen, sahillerde Ahmet Kaya dinleyip ağlanılan yerlerde çaldığınızda kimsenin gık demeyip ağlamaya devam edeceği bir düzenleme.
Vakur.
İnlemeyen ama acı dolu.
Gitarlara yerli yerinde sahneyi veren ve vurmalıların haddini bilerek kalbimize çarptığı bir veda şarkısı.
Ahmet Kaya’ya en çok yakışan düzenleme.

20140522-015919.jpg

Albümün kartoneti ise tam bir hayal kırıklığı.
Anılar yığının içinde pamuklara sarmak üzere uzandığımız bu albümün basit, arşiv kıymeti olmayacak bir formda sunulması üzücü.

Olmasaydı hiç bu albüm yine de, ah.
Şimdi Ahmet Kaya söylüyor Ahmed Arif’ten:
Rüya bütün çektiğimiz…

Çünkü en iyisi bile bir eksiktir hala.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s